Küresel yayıncılık pazarı içerik bolluğuyla doygunluğa ulaşırken, Paramount Skydance farklı bir eksene yönelmiş durumda: spor. Şirket, spor haklarını geçici reyting kazanımları ya da “hit” içerikler üretmek için değil, abonelik ekonomisinin temel davranışlarını şekillendiren kalıcı bir altyapı olarak konumlandırıyor. Bu yaklaşım, sporun Paramount için bir program türü değil, iş modelinin omurgası haline geldiğini gösteriyor.
David Ellison’ın liderliğinde 2025’te tamamlanan 8,4 milyar dolarlık Skydance–Paramount birleşmesinin ardından geçen bir yıl, bu stratejinin netleştiği dönem oldu. Ellison, Hollywood stüdyosu ölçeğinde bir birleşmeden çok daha fazlasını devraldı: CBS Sports gibi köklü bir yayın ağı ile Paramount+ gibi küresel bir dijital platformu tek bir çatı altında birleştirdi. Ortaya çıkan yapı, sporun yalnızca içerik değil, abonelik sadakati yaratan bir “davranış motoru” olarak kullanıldığı bir sistem inşa etmeyi hedefliyor.
Paramount yönetimi için temel gerçeklik şu: talep üzerine izlenen diziler ve filmler, kullanıcıyı platforma getirir; canlı spor ise orada tutar. Spor, izleyiciyi “sonra izlerim” alışkanlığından çıkarıp gerçek zamanlı tüketime zorlayan son büyük kategori olma özelliğini koruyor. Haftalık lig maçları, sezonluk turnuvalar ve küresel finaller, platformların aradığı süreklilik, aciliyet ve kültürel bağlanmayı aynı anda sunuyor. Bu nedenle tek bir başarılı dizi abone sayısını artırabilirken, güçlü bir spor takvimi aboneliği koruyor.
Bu yaklaşım Paramount Skydance’in finansal mimarisine de yansıyor. Şirket bugün yaklaşık 78 milyon Paramount+ abonesine ulaşmış durumda. CBS üzerinden yayınlanan NFL maçları ortalama 19 milyonun üzerinde izleyici çekiyor ve NFL yayınlarının Paramount+ tarafındaki yıllık büyüme oranı yüzde 60’a yaklaşıyor. UFC ile yapılan 7,7 milyar dolarlık anlaşmanın PPV modelinden abonelik sistemine entegre edilmesi, sporun doğrudan gelir üretmenin ötesinde platform değerini artıran bir kaldıraç olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. UEFA Şampiyonlar Ligi’nin yıllık 2,5 milyar avroyu aşan yayın döngüsü ve Pluto TV üzerinden sunulan binlerce saatlik ücretsiz kadın sporları içeriği de bu ekosistemin parçaları.
Paramount’u rakiplerinden ayıran unsur, bu spor haklarını aynı anda birden fazla gelir kanalında değerlendirebilme kapasitesi. CBS Sports, doğrusal reklam gelirlerini sürdürürken; Paramount+ abonelik tabanını büyütüyor, Pluto TV ise ücretsiz erişimle düşük maliyetli kullanıcı kazanımı sağlıyor. Aynı spor içeriği, reklam, abonelik, veri ve uzun vadeli kullanıcı değeri yaratma amacıyla yeniden paketlenebiliyor. Bu ölçek ve entegrasyon, spor haklarının maliyetini amorti edebilen az sayıdaki medya grubundan biri haline getiriyor.
Stratejik olarak bakıldığında Paramount Skydance, her spor dalını sahiplenmek yerine yılın her döneminde izleyici davranışını canlı tutacak yeterli sayıda “ankraj” hakka odaklanıyor. NFL haftalık ulusal bir ritüel sunarken, UFC ve boks organizasyonları yıl boyu süreklilik sağlıyor. Şampiyonlar Ligi küresel genişleme işlevi görürken, kolej sporları bölgesel sadakati besliyor, golf ise yüksek gelirli ve istikrarlı bir izleyici profili yaratıyor. Pluto TV ise bu yapının ücretsiz keşif katmanı olarak çalışıyor.
Bu bakış açısı, Paramount’un Warner Bros. Discovery gibi rakiplerle arasındaki farkı da netleştiriyor. WBD sporu görece düşük marjlı, kiralanabilir bir maliyet kalemi olarak değerlendirirken; Paramount Skydance sporu, aşırı rekabetçi bir yayıncılık pazarında savunulabilir bir altyapı yatırımı olarak görüyor. Şirket için spor, kısa vadeli kâr hesabından ziyade, abonelik ekonomisinin sürdürülebilirliğini garanti altına alan stratejik bir varlık.
Sonuç olarak Paramount Skydance, spor yayıncılığı yarışında sadece içerik satın alan bir oyuncu değil. Spor etrafında şekillenen, kullanıcı davranışını yöneten ve tüm platformlarını birbirine bağlayan bir “spor işletim sistemi” kurma yolunda ilerliyor. Bu yaklaşım, yayıncılığın geleceğinde kazananların kim olacağını belirleyecek temel ayrışma noktalarından biri olmaya aday.